Yazar: Ali Sağlam

  • Nasıl Verimsiz Bir Gün!

    Sabah yapacağım işlerle ilgili pek bir şey yazmadan güne başladım. Hali ile istediğim gibi bir gün geçti diyemem. Elbette birkaç toplantı, birkaç iş ile ilgili karar verdim ama gün sonunda hissettiğim duygu bu olmamalı idi.

    Bu his bugüne özgü bir durum değil! 2022 sonundaki birkaç ay böyle geçmişti.

    Kendi çözümüm oldukça basit aslında. Güne yapılacaklar listesi ile başlayınca gün sonunda oldukça iyi hissettiriyordu. Eğer işlerle ilgili öncelik sırası da yapmışsam gün sonunda süper hissediyorum. Bugün böyle bir gün olmadı!

    Kitap konusunda ise gece Ernest Hemingway’den İhtiyar Adam ve Deniz’i okuyarak uyumuştum. Son zamanlarda iş ile ilgili kitaplara fazla ağırlık verdiğimi düşündüğümden, yeni yılda bunu değiştirmek için hikaye kitaplarını yeniden okumam iyi olur diyordum. Elime de bu kitap geldi. Ayrıca Görünmeyeni Satmak da gün boyunca çantamda idi. Yeniden okumak istiyorum. Bir zamanlar bu kitaptan oldukça ahkam kesmişliğim vardı.

    Bugün eski bir ucuz Casio Edifice saatimin pilini değiştirdim. Bunun için AVM’deki saatçiyi ofise yakınlığından tercih etttim ama gereksiz bir fiyat ödemiş oldum. Bu hissi bir başka yazıda çok detaylı olarak anlatmam lazım. Yapılan işlemin değeri o olmadığını düşündüğümden kazıklanmış olma hissi ile oradan ayrılmak. Evde bekleyen bir saatin pilini neden değiştirdiğimin sebebi ise son günlerde saat web sitelerinde oldukça fazla vakit geçiriyor olmam.

    Arabayı da yıkattım bu arada. Orada da bugün saat pili değiştirmişliğime yakın bir his ile arabayı aldım 🙂

    Böyle bir gündü. Şiir okumadan bitiyor. Böyle şeyler yazacağım burada. Okunur mu bilmiyorum ama yazmak iyi geliyor. Kendimi zorlamış oluyorum.

  • Merhaba 2023

    Bu yıl her gün yeni bir yazı yazabilir miyim diye aklımdan geçiriyorum. Ne güzel olur: kitaplardan, filmlerden, defterlerden, kalemlerden, müzik albümlerinden belki de saatlerden bahsetmek. Hemen bunun için ciddi bir disiplin lazım, diyorum.

    Hayatımın bu döneminde ise ben savruluyorum.

    Gece yarısına yaklaşırken bugün için bir yazı yazmadığımın gerçeği ile yüzleşmek. Oysa her gün bir yazı yazmak harika olurdu.

    Bugün evde çocuklarla keyifli bir gün geçirdim. İstanbul sisli idi. Kitap okuyamadım. Film veya dizi de izleyemedim. Ancak çocuklarımla vakit nasıl geçti, bilmiyorum 🙂

    Yeni yılda çözülmesi gereken birçok tatsız şeyin başında da şimdi oturduğumuz evden çıkmamız gerektiği gerçeği var. Gün içinde de bilmem kaç kere Sahibinden’den kiralık ev baktım.

    Belki yeni yılın ilk saatlerinde olan üzücü şeyleri de yazmak lazımdı ama izinsiz yapabileceğim bir şey değil.

    Yeni yılın ilk günü böyle idi. Başarabilirsem her gün bir şeylerden burada bahsedeceğim. Hatta uygulamalardan, kahvelerden ve oyuncaklardan da…

  • Son Günlerin Uykusuzluğu

    Son günlerde az uyumak zorunda kalıyorum. Gün içinde çok sıkıntı yaşamıyorum ama az uyuduğumu bilmek acaba problemim var mı diye düşündürüyor. İlginç bir hal!

    Parça parça uyumak, uyuduktan bir saat sonra kalkmak, bol kahve içmek ve çokça C vitamini almakla geceler geçiyor.

    Sürekli böyle yaşamak zor ve sağlıksız olabilir ama yılın belli bir döneminin az uykulu geçmesini açıkçası sağlıklı buluyorum.

  • Kısaca 2022’de Emlak İlanları

    Emlak ilanları için fotoğraf çekiminde ilk balık gözü lensi kim kullandı diye merak ediyorum. Acaba ne düşündü? Odaları daha büyük mü gösterecek dedi yoksa böylece odanın tamamını mı görmüş olacaklar diye düşündü. Niyet önemli ne de olsa…

    Kiralık ev arıyan biri gördüğü fotoğrafın evi göstermede problemli olduğunu düşünse de bir ihtimal ev iyidir diye evi görmeye gidiyor.

    Emlak ilanlarındaki fotoğraflar hayal kırıklığından başka bir şey değil ama ilan açıklamaları bence daha büyük problem. Çok azı ev hakkında doğru ve tam bilgi sunuyor.

    Karşılaştığım bir başka problem ise aynı ev için birkaç ilan olması. Bir siteyi beğeniyorum, üç ilanın olduğunu görüyorum, telefonla arıyorum ama evi görmeye gidince veya yolda aslında tek bir daire olduğunu gerçeği ile karşılaşıyorum. Ev sahibi mi bunu tercih ediyor yoksa emlakçılar mı izinsiz bunu yapıyor bilmiyorum.

  • Taşınamadım!

    Aylardır Ankara’dan İstanbul’a taşınma konusunda gelgitler yaşıyoruz.

    İstanbul’daki ev fiyatları aldı başını gidiyor. İlk kiralık bakmaya başladığımızda fiyatlar bize yüksekti ama şimdi iki katına alıştık gibi görünüyor.

    Bu ay taşınalım diyoruz, ilanlara bakıyoruz, birkaç yer içimize siniyor, emlakçı ile buluşuyoruz sonra ilandaki resimlerle evin ilgisinin olmadığını görüyoruz. Sonra bir süre daha bekleme kararı alıyoruz.

    Dün tam olarak istediğimizi bulduk diye düşündüm. Ev sahibi ile görüşmemiz sırasında söylediği bir cümle beni çok rahatsız etti. İmza atmamıştık ve Ankara’ya çocukları almaya giderken vazgeçtim. Emlakçıya bile tam olarak neden istemediğimi anlatamadım.

    Şimdi döndük başa. Taşınacağız inşallah.

  • Schadenfreude

    Schadenfreude, Almanca bir kelime imiş. Başkasının acısına sevinmek gibi bir anlamı varmış. Google “kötü niyetli sevinç” diye çevirmiş. HaberTürk’te Kürşad Oğuz’un Pascal Bruckner ile yaptığı söyleşide schadenfreude kelimesini duydum.

    Türkçede başkalarının acısınından alınan zevki anlatacak bir kelime bilmiyorum. Diğerlerinin acıları ile ilgileniriz belki ama zevk almak için değil. Kendi acılarımız ile de o kadar ilgilenmeyiz.

    Ekranda Kürşad Oğuz, “Başkalarının başına gelen kötü şeyler, bizi neden mutlu ediyor?” diye soruyor. Bruckner de şöyle cevaplıyor:

    Çünkü başkalarının mutluluğu çoğunlukla çekilmezdir ve onların acısı kendi acımızı avutur. Başkalarının mutsuzluğundan alınan habis zevk, kendi acını avutmanın bir yoludur. Çok aşağılıkça ama çok da insana özgü. İşte bu yüzden Almanlar bu kelimeyi uydurmuş.

    Söyleşinin tamamı okunmaya veya izlenmeye değer. Boşnak Soykırımı’nından, Rusya’ya; aşktan, genç görünme isteğine kadar zevkli bir söyleşi… Tavsiye ederim.

  • Bugün Okuyamadım!

    Dün geceden bu saate kadar kitap okuyamadım. Böyle olduğunda ciddi bir sıkıntı hissediyorum. Nasıl olur da bugün kitaplara vakit ayıramadım? Bunun bir bedeli olacak!

    Bu yazdıklarımı okuyanlar ne diyor bu diyeceklerdir ama okumaya vakit ayırmadığımda kendimde bazı sorunlar gözlemliyorum. Mesela birkaç gün kitap okumaya vakit ayırmadığımda bazı şeylerin adlarını hatırlamakta zorluk yaşıyorum. Oysa nesne veya kişiyi zihnimde canlandırabiliyorken adı aklıma gelmiyor.

    Genel olarak çocukluktan beri adlar konusunda umarsamaz bir haldeyimdir. Herhangi bir şey okurken adlara takılmak istemem, okur geçerim. Her zaman genel anlatılana odaklanırım.

    Her gün zaman ayırarak kitap okuduğumda ise eşya veya kişilerin adlarını çok kolay bir şekilde hatırlıyorum. Umursamaz bir tavır içinde olsam bile…

    Şimdi gideyim de biraz kitap okuyayım.

  • “Harvard Business School’da Size Ne Öğretirler?”

    Philip Delves Broughton’ın 2008’de yazdığı bu kitabın kütüphaneme katılması bir iş dergisinin hediye olarak vermesi ile olmuş. Hatırlamıyorum ama kitabın arkasında “Hediyedir parayla satılmaz.” yazmışlar. Açıkcası iyi ki yazmışlar aksi takdirde “ne düşünerek bunu almıştım” diye düşünecektim. Eskiden böyle kitaplar satın almazdım. Artık severek okuyorum.

    Harvard Business School'da Size Ne Öğretirler

    Bugüne kadar benim için Harvard, iki konuda parlak hatıralara sahipdi. İlki çok özgüvenli bir şekilde sunum yapan bir ajans başkanının sunumunda Harvard yerine Harward yazıyor olması ile Teneke Evin Torunu’nda Cüneyt Ülsever’in yazdıkları idi.

    Kitaba geçen gün akşamüstü elime aldığımda iş ile ilgili bir kitap ne okuyayım diye başladım. Başladığıma çok memnunum. Bu kadar iyi olacağını hiç düşünmemiştim.

    Philip Delves Broughton, İngiliz Daily Telegraph gazetesininde 31 yaşında Paris büro şefi olarak çalışırken, dünya kapitalizminin mutfağı olan Harvard Business School’a başvurusu ve MBA’de geçerdiği iki yılı anlatıyor. Kişisel bir hikaye içinde Harvard İş Okulu’nda MBA programında öğretilenleri de anlatıyor olması çok keyifli idi. Okuldaki günlük yaşamdan profesörlerin nasıl tipler olduğuna kadar çok çeşitli hikayeler anlatıyor. Ayrıca okula konferans vermeye gelen ünlü işadamlarını da oldukça ilginçti.

    Okurken en çok da Harvard İş Okulu’nun profesörlerinden eski mezunlarına kadar nasıl bir kültür oluşturduğunu hayranlıkla okudum. Bizde galiba Mülkiyeliler ile belki de Galatasaraylılarda buna yakın bir kültür olabilir. Kitaptan aldığım izlenim ise sadece uzaktan yaklaşabilir. Harvard, o kültürü sürdürmek için planlı bir çaba içinde görünüyor.

    Bu kitaptan sonra Harvard hakkında çok şey öğrendim. Mülkiyeliler veya Galatasaraylılar hakkında acaba böyle kitaplar var mı?

  • Bir Kitaptan Bir Başka Kitaba

    Bugün de yeni bir kitaba başladım. Son günlerde biraz daha artarak bir kitaptan bir başka kitaba süreklenir bir haldeyim. Yanlış bir durum gibi algılanabilir ama sanki o kitaptan alacaklarım o kadarmış gibi geliyor. Bazen yeniden o kitaplara döndüğüm oluyor ama çok seyret…

    Aslında bu durumdan mutsuz da değilim. Evde satın alınmış okunacak çok kitap var. Ömür kısa olsa da kitaplara para vermeye devam ediyorum. Bilmiyorum çocuklarım benim aldığım kitaplara nasıl davranacaklar.

    Storytel‘e aboneliğim olmasına rağmen e-kitaplara da para veriyorum. Önceki cevirisi olmasına rağmen en son Kobo’dan Dune’u satın aldım. Aslında bir ara Twitter’da yazdığım gibi e-kitapların sahipliği meselesi beni düşündürüyor. Mesela Timaş’ın bir e-kitap uygulaması vardı. Timaş duruyor ama uygulaması gitti. Satın aldığım e-kitaplar nerede?

    Şöyle bir şey kullanıma açılsa güzel olurdu: Satın aldığım kitapları, filmleri ve müzikleri blokzincir yapısında bir cüzdan gibi bir yapıya taşıyayım ve sahip olunan dijital varlıklarım bin yıllarca cüzdan sahibi kullanabilsin.

    Güzel olurdu ve belki de daha çok e-kitap satın alırdım.

  • BluTV’de 40

    Cansu Canan Özgen, 40 ile BluTV‘de… İlk bölümde Acun Ilıcalı konuk olmuş.

    Merak ettim, izledim. Keyifli idi. Platformlardaki içeriklerin kalitelisi sorusu bence hem yanlış hem de kötü soruldu. Genel olarak sorular üzerinde daha çok çalışmak lazım diyeceğim ama aslında ilk bölüm için normal.

    Keşke her bölümde cevap verilmeyecek sorular çıksa da konuk “pas” diyerek haber olsa 🙂

    Siyaset, sanat, spor ve popüler kültür dünyasının önde gelen ismi, Cansu Canan Özgen’in sorusuna “pas” dedi.

    🙂

    Aksayan şeyler olsa da diğer bölümleri izlerim.

    Dileğim bin bölüm devam etsin.